Sosyal medyadaki dinî paylaşımlar

“Emr-i maruf” da denilen dinî bilgilerin öğretilmesi ve yayılması işi, sıradan, basit bir iş değildir. İnternette paylaşılan bilgi doğru olsa bile, o anda veya o mecrada yayınlanması doğru olmayabilir. O anda gündemde olan farklı bir konudan dolayı, yanlış anlaşılmaya, hatta provokasyona, fitneye sebep olabilir.

***
Haberler ve gündelik bilgiler konusunda bile hassas olmayan, yalan yanlış bilgi ve haberleri hiç tereddüt etmeden sosyal medyada yayan kullanıcılar, dinî konularda daha hassas olmaları gerekirken, maalesef daha pervasız davranıyorlar. “Peygamberimiz buyurdu ki…”, “Filan âlim buyurdu ki…”, “Şu duayı şu kadar okuyup başkalarına da gönderin…” gibi ifadeleri görünce hiç tereddüt etmeden herkese gönderebiliyorlar. Tamamen uydurma olan, hiçbir dinî kaynakta yer almayan bir sözün altına, “hadis-i şerif” veya bir âlimin ismi yazılarak paylaşılabiliyor. Misal olarak; Safer ayının bela ve musibet ayı olduğu, Rebiülevvel ayı girince herkese haber vermek gerektiği... gibi, muteber kaynaklarda yer almayan sözler hadis olarak yayılıyor. Özellikle misyonerlerin art niyetle ortaya çıkardığı, bir mesajı, şu kadar kişiye göndermeyenin başına bir bela geleceğini ifade eden mesajlar, panikle herkese gönderiliyor. Facebook, Twitter, İnstagram, WhatsApp ve BİP gibi sosyal medya uygulamalarında böyle uydurma bir bilgi, bir anda yüzlerce, binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Burada önemli olan nokta şudur: Bu tür mesajlarda yapılması tavsiye edilen ibadeti herhangi bir zamanda yapmanın, o duayı herhangi bir zamanda okumanın dinen bir mahzuru olmasa bile, o ibadeti/duayı belli bir zamanda, belli şekilde yapmak/okumak gerektiğini söylemek, -muteber kaynaklarda böyle bir bilgi yoksa- yeni bir “dinî kural” konmasına, dinî tabirle “bir bid’at ihdas edilmesine” sebep olacaktır.
Bid’at muteber kaynaklarda, “Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ve dört halifesinin zamanında bulunmayıp da dinimizde sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlar, sözler ve işler” olarak tarif edilmiştir. Burada önemli olan, bu yeni çıkarılan, uydurulan işlerin “imanda ve ibadetlerde” olmasıdır. Yoksa günlük hayatta ve âdetlerdeki yeniliklerden en faydalı olanların, dine uygun bir şekilde kullanılmasını zaten İslâm dini emreder.

SOSYAL MEDYA VE “EMR-İ̇ MARUF”
Bid’atlerin yayılmasına bilerek veya bilmeden sebep olmamak için dikkat edilmesi gereken, dinî bilgileri yayımlama işini ehline bırakmaktır. “Emr-i maruf” da denilen dinî bilgilerin yayılması işi, sıradan, basit bir iş değildir. İnternette paylaşılan bilgi doğru olsa bile, o anda veya o mecrada yayınlanması doğru olmayabilir. O anda gündemde olan farklı bir konudan dolayı yanlış anlaşılmaya, hatta provokasyona, fitneye sebep olabilir.
Bu konuyla ilgili olan “Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben buğz etsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir” hadis-i şerifi, muteber kaynaklarda şöyle açıklanıyor:
“El ile, güç kullanarak kötülüğe mâni olmak devletin vazifesidir. Bunu sözle, yazıyla yapmak âlimlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise her müminin vazifesidir.” (Kadızade Ahmed Efendi, Birgivi Vasiyetnamesi Şerhi, s. 200; Abdülgani Nablusi, Hadika, s.143)
Herkesin kötülüklere müdahale etmesinin, iyilikleri yaymak için dinî yayın yapmasının uygun olmayacağı bu izahta açıkça ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere, her âyet-i kerime ve hadis-i şerifte olduğu gibi, bu hadis-i şeriften de kendi anladığını esas alarak hareket etmek, yani herkesin her kötülüğe elle veya dille müdahale etmesi uygun değildir. Bu konu muteber kitaplarda şöyle bildirilmiştir:
 “Dindeki dört delil (Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas), müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür, çünkü biz (dini konularda ihtisası, ilmi kariyeri olmayan avam kişiler), âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız.” (Muhammed Hadimî, Berika, s.94)

Dİ̇NÎ MESAJLARIN TEYİ̇Dİ̇
Bu husus dinî bilgilerin teyidi için de büyük önem taşımaktadır. Sosyal medyada veya herhangi bir yerde karşılaştığımız dinî bilginin doğru olup olmadığını, modaya uyarak meallere bakıp da anlamak mümkün değildir. Hatta hadis-i şeriflerden kendi anladığımızı esas alarak da doğru bilgiye ulaşamayız. İslam âlimlerinin hazırladığı muteber eserler, bize ulaşan dinî içerikli bir mesajın teyidi için tek doğru kaynaktır. İmam-ı Rabbanî hazretleri (rahmetullahi aleyh) bunu Mektubat kitabında şöyle açıklamıştır:
“Kitap’tan ve Sünnet’ten bizim ve sizin anladıklarımızın hiç kıymeti yoktur. Ehl-i Sünnet âlimlerinin anladıklarına uymak lâzımdır. Bizim anladıklarımız, Ehl-i Sünnet âlimlerinin anladıklarına uymuyorsa hiç kıymeti olmaz. Çünkü her bid’at sahibi ve doğru yoldan kayarak dalâlete düşenler, sapık bilgilerini ve bozuk işlerini, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anladıklarını ve bu iki kaynaktan çıkardıklarını söylemektedirler. Bu sözleri çok yanlış ve haksızdır.”
Netice olarak, sosyal medyadaki dinî paylaşımlarda vebale sebep olabilecek birçok mahzur bulunduğu görülmektedir. Bunun için muteber dinî kaynaklarda yer alan bilgiler dışında, rastgele kaynakların ürettiği içerikleri dikkate almamak ve kesin olarak teyit etmeden kimseye göndermemek gerekir. Her doğruyu her yerde söylemenin uygun olmadığı da göz önünde bulundurularak, sosyal medyada dinî içerikli mesajlar yayınlamak isteyenlerin, bu konuda güvenilen, yetkili kişi ve kurumların yazılarını takipçilerine iletmek dışında bir paylaşımda bulunmamaları en uygunu olacaktır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner5