Asım'ın nesli Mehmet Akif Ersoy'u unutmadı

27 Aralık Perşembe günü Mehmet Akif Ersoy’un kabrini ziyaret eden Asımın Nesli Vakfı’nın delikanlıları, mezarı başında Fatiha’yı, Yasin-i Şeref’i, ya da bildiği tüm duaları okuyor; milli şairine armağan ediyor…

Asım'ın nesli Mehmet Akif Ersoy'u unutmadı

CENAZESİNDE BİR DEVLET GÖREVLİSİ YOKTUR

Hüsamettin Acar / Ademiyet haber

İşte böylesine içten, böylesine samimi bir nefes 27 Aralık 1936’da sustuğunda, ölümünü kimsecikler duymamış, duyurmamıştı.
Beyazıt Meydanı’nda, Sahaflar Çarşısı girişinde ayakkabısını boyatan bir üniversite öğrencisi, üstü çıplak olan tabutu görünce ayakkabı boyacısına döner;
“Kim acaba ölen adam? Pek garipmiş doğrusu!”
Ayakkabı boyacısı ise, öğrenciyi şoke eden şu cevabı verir:
“Akif miymiş, şair miymiş ne, diyorlar beyim!”
 Öğrenci ayakkabısının boyasını yarım bırakarak tabut başına geçer ve gerçeği öğrenir… Oradaki birkaç kişiye sıkı sık tembih eder;
 “Sakın cenazesini kaldırmayın. Ben şimdi üniversiteden arkadaşlarımı getireceğim. Milli şairimize böyle yalnız bir cenaze töreni hiç yakışmaz…”
Olayı duyan tüm üniversite öğrencileri ve öğretmenleri Beyazıt Camii’nin avlusunda toplanır, onlara yeni kalabalıklar da eklenir… Ve “milli şairimiz” böyle omuzlarda taşınır Edirnekapı Şehitliği’ne…
Yani ne gariptir ki, Akif’in cenazesinde hiçbir devlet görevlisi bulunmaz. Zaten kırgın gitmiştir milli şair… Tam 8 yıl süren Mısır macerası da aslında bu kırgınlığın eseridir…
Gazi Mustafa Kemal, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an-ı Kerim’in mealini yazmasını, çok iyi Arapça ve Farsça bilen Mehmet Akif Ersoy’a da Türkçe çevirisini yapmasını rica eder… Ücretini de kendi aylığından karşılayacaktır Atatürk…
Akif’i eskiden bilirsiniz; din için, devlet için, millet için parayla kalem oynatmaz. Ancak Ata’mızın ısrarını kıramaz ve görevi kabul eder…
Fakat, o yıllarda, İnönü hükümeti, Atatürk’ün de İstanbul’a yerleşmesini fırsat bilerek bazı yanlış uygulamalar başlatmıştır. İstiklal Şairi’nin peşine ajan bile takmıştır. Türkçe’de aşırı sadeleştirme ile dil yozlaştırılmış, tek parti düşüncesi ile düşüncenin, sanatın, hürriyetin yaşam alanları daraltılmaya başlanmıştır.
Atatürk’ün ricasını da kıramayan MehmetAkif, Mısır’a yerleşir ve 7-8 yıl burada kalır, El-Ezher İslam Bilimleri Üniversitesi’nde uzun yıllar ders verir. Fakat 1936’nın son aylarına doğru gelindiğinde, Akif’teki rahatsızlık da had safhaya ulaşmıştır.
Türkiye’ye dönmeye karar verir ve yanındaki dostlarına;
“Ben gidiyorum. Ülkemde tedavi göreceğim. Dönemezsem, Kur’an-ı Kerim çalışmalarımı yakarsınız” diye talimat verir…
Mehmet Akif, Türkiye’ye gelir, ancak bir daha Mısır’a dönemez… Hastalığı ilerler ve son nefesini -şimdi müze yapılmak istenen- Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda verir Akif.
Kendi fakir, ama gönlü zengin olan Akif, çocuklarına Safahat’ın manevi değeri dışında hiçbir şey bırakamamıştır. Kendisinin ölümünden yıllar sonra, 1966 yılında da oğlu Emin Akif Ersoy’un cansız bedeni bir çöp bidonunun yanında bulunur.
Kısacası Devlet, ne milli şairine ne de onun çocuklarına sahip çıkmıştır.
O yıllarda Edirnekapı Şehitliği’ndeki mezarı da dikenler içinde kalmış; kuş uçmaz, kervan geçmez bir haldedir…
Çok şükür… O tarihten bu tarihe Türkiye’de çok şey değişti ve bayrak şairimizin, şehitliğin hemen yanı başındaki kabri, kendine yakışır bir şekilde yaptırıldı…
Şimdi, bırakınız ölüm yıldönümünü, Allah’ın her günü Mehmet Akif Ersoy’un ziyaretçisi vardır. İşte, 27 Aralık Perşembe günü, Asımın Nesli Vakfı’nın delikanlıları gibi… Her gelen kişi başında Fatiha’yı, Yasin-i Şeref’i, ya da bildiği tüm duaları okuyor; milli şairine armağan ediyor…
Ölümünün 82. yıl dönümünde bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyoruz. Edirnekapı Şehitliği’nde, bu vatan, bu kutsal topraklar için şehit düşmüş gençlerimizle kol kola, kucak kucağa rahat uyu…

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2018, 13:07

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner5