BEN FIRTINALARA AŞIĞIM

Durgun denizler bize göre değil. 
Fırtınalara gebedir beynimiz. 
Ağaçların büyülü uğultusuna vurulmuştur yüreğimiz. 
Yapraklar çıldırmalı, dallar bükülmeli hatta dev ağaçlar kökünden çatırdamalıdır. 
Sert soğuk bağrımıza çarpmalı. Yürürken zorlanmalı, bazen tökezlemeliyiz..
Fırtına gürültüsü arasına kurdun kuşun  çığlığı karışmalıdır. 
Biz korkumuzun üstüne üstüne gitmeliyiz.
Zorluklar çıkar her adım başı, çalılara takılır ayağımız. 
Yılanlar, çiyanlar ayaklarımızın dibinde dolanırda umursamayız. 
Biz fırtınalara alışık bir milletiz. Güneşli havalar bozar bizi.

***

Zorluklar bileyler hepimizi de bazen ’yeter be’ diyesimiz gelir. Hep yürürüz. Parkamıza, gocuğumuza, eşimize dostumuza sarılarak, gideriz. Rüzgarı arkamıza almak da bize yakışmaz hep bağrımızla ite ite ilerleriz. Yürüdüğümüz yol yokuşdur. Yükseldikce fırtına sertleşirde nasırlaşan suratımız acıyı hissetmez olur. Yaklaştığımız yer zirvedir farkına varmayız.

***

Geldiğimiz yerde başkaları da vardır. Kimi gelmekte kimi gitmektedir. Ayrım yapmaz elimizi yüreğimize koyar soğuk rüzgarın üşütemediği yüreğimizin sıcaklığından herkese  sıcak selamlar veririz. 

***

Biz fırtınaları seven insanlarız. Durgun baharlar bozar bizi.

***

Baharı, yazı seversiniz de fırtınada yaşarsınız. Denizi kumu hayal edersinizde kar’la tipi ile boğuşursunuz. Hep uçmak istersinizde buz tutmuş dallara tutunarak yürürken kaymamaya çalışırsınız. Hayatımız fırtına, hayalimiz güneştir. 

Ama biz fırtınalara alışık bir milletiz. Güneş bozar bizi.

***

Yükseklerin fırtınası acı eser. Ayakları titretir, yürekleri üşütür.  Çakalı, kuzgunu pusuda, Akbabanın leşe hamlesini bekler. Yükseklere adım atıp da leş olmakda vardır, baş olmakta. 

***

Baş olmak bozar bizi. 

Onca fırtınayı, tipiyi. Yılanı, çiyanı unuturda kumsalda hayal ederiz kendimizi. Halbuki yükseklerin soğuğu kahpedir. Sıcacık yüreğimizi titretir. Uyuşturucu gibi bizi sahte kumsallardaymış hissi verir. Daldınız mı yandığınızın resmidir. Akbaba anında hamle yapar. Çakal etrafında dolanır. Kuzgunun salyası akmaya başlamıştır bile.

Zirve’nin fırtınası ayakları yerden kesmeden önce hayallere daldırır da çıktığın tepeyi Everest sanırsın. Her tepe’nin bir zirvesi vardır ve tepeler’in  boyu bazen senin boyundan bile küçüktür. Zirve’nin büyüklüğünü anladığın kadarıyla büyük kalırsın. Yoksa boyundan küçük tepelerden bile düşerken Everestten düşmüş gibi olursun.

İşte o zaman akıllı olma zamanıdır. Yokuş çıkarken omuz verdiğin dostlara daha bir sarılma vaktidir. 
Yoksa, leş yiyiciler daima aç sana bakmaktadırlar.

Kolay gelsin…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner5